Osmanlı'nın katı merkeziyetçi yapısı
Sevan Nisanyan
@NisanyanS • 63K abone
Sevan Nişanyan, Osmanlı'nın katı merkeziyetçi yapısının ekonomik ve sosyal nedenlerini, klasik "Asya tipi üretim tarzı" klişelerinin ötesinde tarihsel bir perspektifle açıklıyor. Osmanlı'nın bu projesinin, kuruluşundan 1590'lardaki çöküşüne kadar süren bir totaliter bürokratik rejim kurma ideali olduğunu belirtiyor. Bu merkeziyetçiliğin üç temel güdüsü vardı: İlki, Osmanlı öncesi 400-500 yıl süren ve yüzlerce beyliğin birbiriyle savaştığı siyasi kaos dönemini sona erdirme projesiydi. İkincisi ve en kritik olanı, Bizans İmparatorluğu'nun çöküşünden alınan dersti; Bizans'ta kilise ve manastır vakıflarının devletten bağımsız devasa bir ekonomik ve siyasi güce ulaşması, Osmanlı'da din kurumunun benzer bir güce kavuşmasını önleme içgüdüsünü yarattı. Üçüncüsü ise Abbasi İmparatorluğu'nun çöküş dersiydi; vilayet valilerinin hem askeri hem ekonomik gücü (vergi toplama, ordu besleme) ellerinde tutması, merkezi zayıfladığı anda eyaletlerin bağımsızlık ilan etmesine yol açmıştı. Bu hatayı tekrarlamamak için Osmanlı, yöneticilerini "kul" statüsünde tuttu ve padişahın paşaları keyfi olarak idam edebilmesi düzenini getirdi. Ancak bu katı sistem, coğrafi olarak sadece Fırat'ın batısında (Kosova'dan Malatya'ya kadar) uygulanabildi; Fırat'ın doğusundaki yerlerde ve Bosna-Arnavutluk'ta ise Avrupa feodalitesine benzer müstakil beylikler varlığını sürdürdü. Nihayetinde bu aşırı merkeziyetçi sistem, tüm totaliter rejimler gibi kendi ağırlığı altında çökerek 16. yüzyılda bir deney olarak kaldı; devlet kabuktan ibaret hale gelip vergi toplayamazken, taşrada yerel egemenler güçlendi.