create notifications

Haiti ve köle isyanı üzerine

avatar

Sevan Nisanyan

@NisanyanS • 63K abone

5 görüntülenme 3 Yıl önce Yapay zeka özeti

Sevan Nişanyan'ın anlatımıyla Haiti'nin hikayesi, aslında modern dünyanın en büyük ikiyüzlülüklerinden birinin ve trajik bir başarısızlığın öyküsüdür. Bugün yeryüzüne tek katkısı New York taksilerindeki şoförler gibi görünen bu ülke, geçmişte büyük bir vahşetin ve ardından gelen büyük bir hayal kırıklığının sahnesi olmuştur. Hispaniola Adası'nın Fransız tarafı, Avrupa'ya şeker üretmek için kurulmuş devasa bir "esir kampı"na, hukukun, ahlakın ve vicdanın tamamen askıya alındığı korkunç bir distopyaya dönüştürülmüştü. Sayıları beyaz kolonistlerin yirmi katı olan yüz binlerce Afrikalı köle, hayvanlar gibi çalıştırılıyordu. Fransız İhtilali'nin "özgürlük, eşitlik, kardeşlik" ideallerinden ilham alan köleler, 1791'de ayaklanarak tüm beyaz sahiplerini kestiler ve bir cumhuriyet ilan ettiler. İşte tam bu noktada, tarihin en büyük kepazeliklerinden biri yaşandı: Mangalda kül bırakmayan Fransız devrimci rejimi, ilk iş olarak bu özgürlük hareketini ezmek için Haiti'ye bir ordu gönderdi. Akılalmaz bir katliam yapmalarına rağmen başarısız oldular ve sonunda, Napolyon döneminde, bağımsızlığı tanımak zorunda kaldılar. Bu, Fransız İhtilali'nin ve Napolyon'un en büyük suçlarından biri olarak tarihe geçti. Ancak bağımsızlık Haiti'ye hiçbir şey getirmedi. Kesilen beyaz egemen sınıfın yerini, yerli siyahlardan oluşan bir zorba ve diktatör takımı aldı. "Çöp bir ülke olarak kuruldu ve çöp bir ülke olarak kaldı." Amerika kıtasının, hatta dünyanın en fakir ülkelerinden biri olan Haiti, bugün doğru dürüst bir üretimi olmayan, terör ve iç çatışmalarla yaşayan, yönetilemeyen bir felaket çöplüğüne dönmüş durumda. Yine de Haiti'deki bu köle isyanının ve benzerinin yaşandığı Jamaika'daki ayaklanmanın küresel bir etkisi oldu: İngiltere ve Amerika'yı köleliğe "dur" demeye iten başlıca faktör oldu. "Görünen köy kılavuz istemez" diyen dönemin egemenleri, aynı felaketin kendi kolonilerinde de yaşanmasından korktular. Burada çarpıcı olan, bu kararın ahlaki bir uyanıştan değil, maddi çıkarların yön verdiği bir pragmatizmden doğmasıydı. İngiltere'nin saygın elitleri, kolonilerdeki maceracı ve çapulcu kolonistlerden aslında tiksinirken, akan büyük paradan pay almaya başladıklarında tavır değiştirdiler. "Madem dünya böyle bir yer, bari biraz medeniyet götürelim" yaklaşımını benimsediler. Çünkü paranın, ahlaki ve siyasi ilkeleri eriten bir asit olduğu, bu acı tecrübeyle bir kez daha kanıtlanmış oldu.