İran'da devrim sonrası rejimin Stalinvari siyasi sertliği
Sevan Nisanyan
@NisanyanS • 63K abone
İran'ın siyasi sertliğinin kökeni, devrimin doğası gereği kanlı ve gayrimeşru bir iktidar kurma sürecinde yatar. Başlangıçta solcu ve marksistlerle birlikte yapılan devrim, iktidarı sağlamlaştırmak için tüm muhaliflerin acımasızca tasfiyesini zorunlu kılmıştır. Dökülen kan ve işlenen zulüm, zalimin doğal korkusunu beslemiş; iktidarı kaybetmenin aynı akıbete uğramak anlamına geldiği endişesiyle rejim, zorbalık geleneğini aşamamıştır. Rafsancani ve Ruhani döneminde gevşeme çabaları olsa da dış müdahale (ABD) ve iç hainlik paranoyası bu girişimleri engellemiştir. Bu objektif koşullar, insancıl ve entelektüel bir karakter olan Ali Hamaney'i dahi zorba olmaya mecbur etmiştir. Buna karşılık İran kültürü, evrensel insani temalarıyla büyük bir yumuşak güç üretir. Din ve ideolojiden ziyade insana odaklanan bu gelenek, Hint alt kıtasından Balkanlara kadar geniş bir coğrafyada etkili olmuş, hümanizmi sayesinde her dilden insanın ilgisini çekmiştir. Türkiye'nin ise bu türden evrensel bir kültürel gücü ve dışa açılabilecek bir mesajı yoktur. Türk milliyetçiliği yalnızca Türklere hitap ederken, emperyal Neo-Osmanlı hayalleri insan kaynağı ve birleştirici söylem eksikliği nedeniyle boştur. İran'ın bu savaştan galip çıkarak etkisini artırması umulurken, Türkiye'nin içeride dahi zorbalık dışında yüceltici bir mesaj sunamayan yapısıyla geleceği parlak görülmemektedir.