Hollywood cennet miti ve Protestan değerlerin çöküşü
Sevan Nisanyan
@NisanyanS • 63K abone
Konuşmada, mevcut siyasi liderlerin farklı tuzaklara karşı dirençli olduğu yorumuyla başlanıyor; geçmişteki liderlerin bu tür durumlara düşmeyeceği, bazı isimlerin ise düşebileceği ama bunları telaffuz etmenin sakıncalı olduğu belirtiliyor. Ardından Hollywood filmlerinin on yıllardır nihai mutluluğu bir Karayip adasında, palmiyelerle çevrili ıssız bir villada yaşanan kaçış hayali olarak pazarladığı anlatılıyor. Bu tablonun, özellikle Batı kültürüyle yetişenler için tek cennet vizyonu hâline geldiği vurgulanıyor. Bu bağlamda, Amerikan neoliberal sisteminde başarı ve ahlaki frenlerin yokluğu ile Epstein adasına gitmenin, bir Müslüman için hac ibadeti gibi bir üst mertebe işlevi gördüğü iddia ediliyor. Büyük başarılara ulaşan kişilere artık sadece başarılı değil, aynı zamanda ahlaksız yaftası yapıştığının altı çiziliyor. Cennet ütopyası olarak sunulan şeyin bu ahlaki çöküş olduğu ve bunun üzücü olduğu ifade ediliyor. Amerika'nın eskiden var olan Protestan değerlerine, aile, toplum hizmeti ve hukuka inanç gibi ideallerine değiniliyor. Bu değerlerin çöküşünün 1968'de başlayıp 1980'lerde Reagan döneminde zirveye ulaştığı, ancak asıl kırılma noktasının 1900'lerin başında psikoloji biliminin icadı ve sistemlere dahil edilmesi olduğu öne sürülüyor. Özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa'da Eleştirel Okul'un, otoriter kişilik bozukluğu kavramını icat ederek faşizmin ailede başladığı, önce baba ve tanrı figürlerinin yıkılması gerektiği fikrini dayattığı ve ahlaki merci olarak sadece devleti bırakmanın 1950'lerde başat ideoloji olduğu değerlendiriliyor.