ABD Üniversitelerinin ve Ülkenin Durumu
Sevan Nisanyan
@NisanyanS • 63K abone
Amerika'daki üniversiteler, özellikle Harvard, dışarıdan çökmekte olan kurumlar gibi görünse de içeride durum ilk bakışta sanıldığı kadar kötü değil. Zeki, sıra dışı fikirler üretebilen insanlar ve genel bir iyimserlik havası mevcut. Buna karşın, kurumların aşırı partizanlaştığı ve ideolojik bir dejenerasyon yaşadığı da bir gerçek. Harvard'daki akademisyenlerin %94'ü son seçimde Kamala Harris’e oy vermekle kalmayıp bağış da yaptı; çünkü okul, Demokrat Parti’nin ve liberal hegemonyanın uzun yıllar süreceğine dair bir varsayımla bütün yatırımını bu yönde yaptı. Ancak siyasi rüzgârın beklenmedik şekilde değişmesiyle Harvard, tıpkı ODTÜ ve Boğaziçi’nin karşılaştığı türden bir baskıyla karşı karşıya. Üniversitenin farklı fakülteleri arasında bütünlük sağlanamıyor; hukuk fakültesini yönetenler, antisemitizmle mücadele adına yapılan temizlik operasyonlarını faydalı buluyor çünkü yönetim kademelerinde Yahudi ağırlığı belirgin ve bu durum kurumların aklıselim olmayan kararlar almasına yol açarak uzun vadede altlarını oyuyor. Kişisel düzeyde, alanında en iyi olan ama Siyonist kimliği nedeniyle insanı ahlaki ikilemde bırakan hocalarla çalışmak gibi çelişkiler yaşanıyor. Rümeysa Öztürk olayında olduğu gibi, kampüs çevresinde helikopterlerin uçtuğu, her an ters kelepçeyle alınabileceği paranoyasının hâkim olduğu sağlıksız bir atmosfer mevcut. Tüm bu dinamikler, Amerika’nın kurumsal olarak hızla yıprandığını ve uzun vadede baskıcı rejimlerle anılan bir Brezilya ya da Arjantin’e dönüşme riski taşıdığını düşündürüyor.