İmparatorlukların İdeolojik Çerçeve İhtiyacı ve Türkiye'nin Evrensel İddia Eksikliği
Sevan Nisanyan
@NisanyanS • 63K abone
Korsanlar ve imparatorluklar arasındaki ilişki, siyaset felsefesinin 2000 yıllık temel bir paradoksudur ve Aziz Augustinus'un da üzerine kapsamlı eser verdiği bir sorunsaldır. Büyük İskender'in idam edeceği bir korsanın "Seninle benim aramdaki fark ne? Sen karalara, ben denizlere hakimim; beni öldürmeni meşru kılan nedir?" sorusu bu tartışmanın özünü oluşturur. İmparatorlukların kuruluşu genellikle bir grand vizyondan değil, kaos içinde şekillenen tarihsel bir süreçten doğar. Cengiz Han örneğinde olduğu gibi; Moğolların Gizli Tarihi'nde Cengiz Han'ın Asya'ya yasa ve düzen getirdiği övülürken, aslında onun yola çıkış amacı bu değildir, süreç içinde imparatorluk vizyonu oluşmuştur. Kurulan her imparatorluk istisnasız şekilde kendini korsanlardan ayrıştırmak ve meşrulaştırmak için hikayeler anlatır; "barbarlara medeniyet götürmek", "kafire dini ulaştırmak" veya "kaosa nizam getirmek" gibi anlatılar hep imparatorluğu kuran kuşaktan 3-4 nesil sonra yazılmış, başarıyı anlamlandırma çabalarıdır. Roma, İngiliz, Osmanlı ve bilinen neredeyse tüm imparatorluklar bu şekilde kurulmuştur. İmparatorlukları incelerken, onların kendilerine dair anlattıkları bu hikâyeleri paranteze almak her zaman faydalıdır.