Zorunlu Askerlik, Cumhuriyet ve Millet Duygusu
Sevan Nisanyan
@NisanyanS • 63K abone
Zorunlu askerlik, cumhuriyet fikri ve millet duygusu birbirinden ayrılamaz üç sacayağıdır. Bir çiftçinin, fırıncının ya da kunduracının asker olmayı kabul etmesi için, devletin kendisinden ayrı bir şey olmadığına, “devlet biziz” duygusuna inanması gerekir. Bu, yönetim kadrolarının halkı temsil ettiği iddiasına dayanan bir kurgudur, ancak bu hikâye anlatılmazsa millet askere gitmez. 1800’lerin başından itibaren, halkın kurumsallaşmış ifadesi olan ve milletle eş anlamlı sayılan bu yeni devlet teorisi bir yangın gibi yayıldı. Önce İspanya’ya, ardından Almanya’ya sıçradı; o dönemde 300’den fazla bağımsız krallık, dukalık ve şehir devletinden oluşan Almanya’da, tüm bunların ötesinde bir Alman ulusunun var olduğu ve bu ulusun mantıken bir devlete sahip olması gerektiği fikri doğdu. Napolyon’un dünya tarihinin en güçlü ordusunu zorunlu askerlikle kurması üzerine Prusya ve diğer Alman beylikleri de mecburen halktan asker toplama yarışına girdi. Osmanlı Devleti’nde ise modern anlamda bir halk ordusu kurma girişimi III. Selim döneminde başlayıp tepkiyle durduruldu; II. Mahmut zamanında, 1826’dan itibaren, asıl mesleği askerlik olmayan amatörlerin belirli bir süre silah altına alınmasına dayanan zorunlu askerlik sistemi açıkça uygulanmaya kondu. Bu sistemin zorunlu bir tamamlayıcısı olarak nüfus idaresi kuruldu, sayım yapıldı ve askere alınacak erkeklerin kaçmasını engellemek için doğumdan itibaren onlara bir kimlik verilip çetelesi tutulmaya başlandı.